Anadoludaki Roma Tiyatrolarından Bazıları

Kategori: (Roma Mitolojisi) Yazan: admin, 17-11-2008

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , ,

ANADOLU’DAKİ ROMA DÖNEMİ TİYATROLARINDAN BAZILARI

Anadolu’da İmparatorluk döneminden kalma çok sayıda tiyatro bulunmaktadır. Bu tiyatrolarda yerel mimari özellikler ve Roma mimari öğeleri bir arada görülebilmektedir. Anadolu’daki, Roma tiyatrolarının bir kısmı Grek tiyatrolarının Roma mimarisine uygun biçimde yapılan eklemelerle dönüşüme uğramış binalar (Priene, Milet, Efes, Bergama gibi), bir kısmı ise yeni inşa edilmiş kamusal yapılardır (Aspendos, Perge, Limyra, Myra, Hierapolis gibi).

Roma ve Grek Tiyatroları Arasındaki Farklar

Kategori: (Roma Mitolojisi) Yazan: admin, 17-11-2008

Etiketler : , , , , , , , , , , ,

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

ROMA VE GREK TİYATROLARI ARASINDAKİ FARKLAR

Roma tiyatroları, Grek tiyatrolarını örnek almalarına rağmen belirgin farklılıklar mevcuttur. Bu farklar şunlardır. Grek tiyatrosu teatron ve sceneden oluşurken, Roma tiyatroları tek bir yapıydı. Sahne binası ve auditorium kesintisiz bir çevre duvarı ile bir araya toplanmıştır. Sahne binasının duvarları auditorium ile aynı yüksekliğe çekilerek kapalı bir alan yaratılmış ve seyircinin dış dünya ile ilişkisi kesilerek dikkatin sahnede yoğunlaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Kapalı alan oluşumunu biraz daha güçlendiren başka özellikler de mevcuttur. Bunlardan birincisi sahnede gösteri yapanları hava şartlarından korumak için yapılmış olan ahşap çatıdır. Ayrıca bu çatı sesin daha iyi dağılmasını sağlayan akustik bir görev de görmekteydi. Bununla birlikte izleyiciler için dış duvar üzerinde yerleştirilmiş ahşap direklere asılı tenteler bulunmaktaydı. İkinci özellik ise sahne duvarının (scaenae frons) zengin bir biçimde dekore edilmesidir. İki ya da üç katlı inşa edilmiş olan scaenae frons, sütunlar, girinti-çıkıntılar, eğik-düz şekiller ve heykellerle bezenerek düzenlenmiştir. Bu mimari biçim güneş yardımıyla ışık-gölge oyunları oluşturuyor, canlılık ve hareket yaratıyordu.

Romalı mimarlar kemer ve tonoz kullanarak tiyatroları düz bir zemine oturtabilmekteydiler. Bununla birlikte Yunan Tiyatrolarında olduğu gibi tiyatroları bir yamaca yasladıkları da olmuştur. Grek tiyatrolarında görülen at nalı şeklindeki plana sahip orkestra Romalı mimarlar tarafından yarım daire haline getirilmiştir. Böylece auditorimun en ucundaki seyirciler dahi sahneyi iyi bir biçimde görebiliyorlardı. Orkestranın yarım daire şeklini alması auditoriumun da yarım daire kalmasını sağlamıştır. Ancak bunun görülmediği durumlar da söz konusudur. M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren üzerinde oyunların oynandığı proskene genişletilmiş, orkestra işlevini yitirmiştir. Orkestrada önemli kişilere oturma yerleri hazırlanmıştır.

Grek tiyatrolarında sahne binası ve cavea arasında çapraz şekilde yer alan paradoslar auditoryuma paralel biçimde yapılmıştır. Paradosların üzeri tonoz ile kapatılarak, oturma sıralarının bir kısmının taşınması sağlanmıştır. Cavea altındaki tonozlu geçitlerle moneiana ulaşılmakta ve buradan oturma sıralarına geçilmekteydi. Grek tiyatrolarında görülmeyen bir başka özellik ise auditorium kısmının en üst sırasını sütunlu bir galeri inşa edilmiş olmasıdır. Burası izleyicilerin gezinebilecekleri ya da yağmurdan korunabilecekleri bir alandır.

Roma tiyatroları, Grek tiyatrolarını örnek almalarına rağmen belirgin farklılıklar mevcuttur. Bu farklar şunlardır. Grek tiyatrosu teatron ve sceneden oluşurken, Roma tiyatroları tek bir yapıydı. Sahne binası ve auditorium kesintisiz bir çevre duvarı ile bir araya toplanmıştır. Sahne binasının duvarları auditorium ile aynı yüksekliğe çekilerek kapalı bir alan yaratılmış ve seyircinin dış dünya ile ilişkisi kesilerek dikkatin sahnede yoğunlaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Kapalı alan oluşumunu biraz daha güçlendiren başka özellikler de mevcuttur. Bunlardan birincisi sahnede gösteri yapanları hava şartlarından korumak için yapılmış olan ahşap çatıdır. Ayrıca bu çatı sesin daha iyi dağılmasını sağlayan akustik bir görev de görmekteydi. Bununla birlikte izleyiciler için dış duvar üzerinde yerleştirilmiş ahşap direklere asılı tenteler bulunmaktaydı. İkinci özellik ise sahne duvarının (scaenae frons) zengin bir biçimde dekore edilmesidir. İki ya da üç katlı inşa edilmiş olan scaenae frons, sütunlar, girinti-çıkıntılar, eğik-düz şekiller ve heykellerle bezenerek düzenlenmiştir. Bu mimari biçim güneş yardımıyla ışık-gölge oyunları oluşturuyor, canlılık ve hareket yaratıyordu.

Romalı mimarlar kemer ve tonoz kullanarak tiyatroları düz bir zemine oturtabilmekteydiler. Bununla birlikte Yunan Tiyatrolarında olduğu gibi tiyatroları bir yamaca yasladıkları da olmuştur. Grek tiyatrolarında görülen at nalı şeklindeki plana sahip orkestra Romalı mimarlar tarafından yarım daire haline getirilmiştir. Böylece auditorimun en ucundaki seyirciler dahi sahneyi iyi bir biçimde görebiliyorlardı. Orkestranın yarım daire şeklini alması auditoriumun da yarım daire kalmasını sağlamıştır. Ancak bunun görülmediği durumlar da söz konusudur. M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren üzerinde oyunların oynandığı proskene genişletilmiş, orkestra işlevini yitirmiştir. Orkestrada önemli kişilere oturma yerleri hazırlanmıştır.

Grek tiyatrolarında sahne binası ve cavea arasında çapraz şekilde yer alan paradoslar auditoryuma paralel biçimde yapılmıştır. Paradosların üzeri tonoz ile kapatılarak, oturma sıralarının bir kısmının taşınması sağlanmıştır. Cavea altındaki tonozlu geçitlerle moneiana ulaşılmakta ve buradan oturma sıralarına geçilmekteydi. Grek tiyatrolarında görülmeyen bir başka özellik ise auditorium kısmının en üst sırasını sütunlu bir galeri inşa edilmiş olmasıdır. Burası izleyicilerin gezinebilecekleri ya da yağmurdan korunabilecekleri bir alandır.

Eski Roma Oyun Yerleri ve Tiyatroları

Kategori: (Roma Mitolojisi) Yazan: admin, 17-11-2008

Etiketler : , , , , , , , , ,

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

OYUN YERLERİ VE TİYATROLAR

Romalılar için “ekmek ve sirk” gereksinmesinin önemi; oyun yazarlığını, değerli olan dramatik sanatı öldürdü. İddi dramatik yazarın karşısında yalnız mimus ve pantomimus değil,sirk de büyük bir rakip olarak dikilmişti. Seksen binden çok seyirci alan Circus Maximus, Colosseum gibi büyük oyun yerleri, kanlı gladyatör ve hayvan dövüşlerini görmeye gelen halkla dolup taşıyordu. Kimi kez Colosseum suyla dolduruluyor,NAUMACHİA denilen yalancı su savaşları düzenleniyordu. Bu yüzden, Roma’da gerçek bir dramatik sanatın var olduğu söylenemez. Bunun yanı sıra Romalılar mimarlıkta ustaydılar ve tiyatroya katkıları da yine mimarlık yoluyla olmuştur.

İ.Ö. 55’te kalıcı tiyatrolar yoktu. Gösteriler için tahtadan bir skene ve önüne yüksek bir sahne yapılırdı. Oturacak yer yoktu, seyirci ya ayakta durur ya da sandalyesini yanında getirirdi. İ.Ö. 194’te halk senatörlere yer sağlandığını görerek öfkelendi. İ.Ö. 174’te ilk taştan skene yapıldı ama seyirci için yine oturacak yer yoktu. Sonunda İ.Ö. 185’te tiyatroda oturmak, yasa çıkartılarak yasaklandı. İ.Ö. 55 yılında ilk taş tiyatro Pompei’de yapıldı.

Roma Tiyatrosu, Yunan tiyatro yapısında bir takım değişiklikler yapmıştır. Bu değişikliklerin en önemlisi seyircilerin oturduğu cavea’nın skene ile bir bütün oluşturmasıdır. Nitekim çağdaş tiyatro yapıları da bu fikirden doğmuştur. Dış duvarları çok süslüdür. Seyircinin dağılması için kemerli geçit yerleri, VOMİTORİİ vardır. Yunan Tiyatrosu’nun tam daire orkestrası burada yarım daire olmuş ve taş kaplanmıştır, protokol seyircisi için kullanılmaktadır. Sahne, bir buçuk metre yüksekliğinde, derinliği altı metre,uzunluğu otuz buçuk metre kadardır. Eski skene çok ayrıntılı,süslü bir binadır, yüksektir. Binanın girişinde süslü bir kapı, bunun iki yanında daha küçük kapı bulunmaktadır. Simetrik sütunlar,süslü üçgen alınlıklar,oyuklar ve heykeller vardır.

Yarım dairelik oturma alanı, direkli ve damlı bir revak bulunmakta,buradan seyirciyi güneşten korumak için tenteneler gerilmektedir. Bazı küçük tiyatroların üzeri tamamen kapatılmıştır. Yunan tiyatrosunda üstü açık olan giriş yerlerinin üstü kapatılmış ve tünel biçimini almıştır. Ayrıca orta sıralara gidişi sağlamak için, seyir yerleri altından tünel yapılmıştır. Roma yapıları içinde, Yunanistan’da olduğunun tersine, dağ yamaçlarına yapılmış yapılar çok seyrektir. Bir ikisi dışında tüm Roma Tiyatroları düzlüğe yapılmıştır ve tek parçadır. Oyun yeri ve seyir yeri bir bütün içinde birleşmiştir. Ayrıca Roma’da tiyatronun oynandığı yer bir bütün halini almıştır. Grek tiyatrosu yalınlığı içinde güzel olmakla birlikte henüz bir bina niteliğinde değildi. Roma tiyatrolarının Yunan tiyatrolarından çok daha süslü ve gelişmiş olduğu söylenebilir. Roma İmparatorluğu bu tiyatrolardan 125’ini İngiltere’den Kuzey Afrika’ya Portekiz’den Anadolu’ya dek yaymıştır. Yunan ve Helenistik tiyatroların bulunduğu Doğu eyaletlerinde bu tiyatrolar değiştirilerek Roma tiyatrolarına benzetilmiş ve böylece tiyatrolar hayvan dövüşleri,gladyatör dövüşleri ve yalancı su savaşları için kullanılabilmiştir. Bunun gibi, Atina’daki Dionysos Tiyatrosu da Neron çağında Roma anlayışına göre değiştirilmiştir. Çağımıza bozulmadan kalan en iyi örnekler, Güney Fransa’da Orange’daki tiyatro ile Anadolu’daki Aspendos tiyatrolarıdır.

Eski Roma Tiyatrosu

Kategori: (Roma Mitolojisi) Yazan: admin, 07-11-2008

Etiketler : , , , , , , , , , ,

Dinsel törenler, tragedya ve komedya türü oyunların sergilendiği tiyatroların ortaya çıkışları dinsel nedenlere dayanmaktadır. Orkestrada yer alan sunak (thymele) ve tiyatroların Dionysos tapınakları çevresinde oluşları ile tiyatro içindeki bezemelerde Dionysos tasvirlerinin varlığı bunu desteklemektedir.

Tiyatrolar ilk olarak M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda ortaya çıkmaktadır. Tiyatrolarda gösteriler M.Ö. 4. yüzyıla kadar açık havada, daire biçimli zemini sıkıştırılmış topraktan olan orkestrada yapılmaktaydı. Seyirciler ise orkestrayı çevreleyecek biçimde bir yamaca dizilmekteydiler ya da yamaca kurulmuş ahşap sıralarda oturmaktaydılar. Yine bu dönemde sahne de ahşaptan yapılıyor olmalıydı. M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren taştan yapılmış tiyatrolar görülmeye başlanır. Bunlara örnek olarak; Yunanistan’da Atina Dionysos Tiyatrosu, Epidauros Tiyatrosu (mimar Polykleitos, M.Ö. 4. yüzyıl), Delos Tiyatrosu (M.Ö. 3. yüzyıl), Anadolu’da Priene (M.Ö. 3. yüzyıl), Milet, Bergama, Efes, Magnesia, Iassos, Metropolis tiyatroları verilebilir.

Romalılar ise geç dönemlere kadar tam anlamıyla taş tiyatrolara sahip olmadılar. Oyunlar sergileneceği zaman ahşap oturma sıraları ve sahne binası inşa ediliyor ve sonradan sökülüyordu. Geç Cumhuriyet Dönemi sonlarına kadar inşa edilen ahşap tiyatrolar çok gösterişli olabilmekteydiler. Roma’da ilk kalıcı tiyatronun yapımına M.Ö. 2. yüzyılın ortalarında girişilmiş, inşaata başlandıktan bir süre sonra Senato tarafından yapının yıkılmasına karar verilmiştir. Roma’daki ilk kalıcı tiyatro ise M.Ö. 58’de M. Aemilius Scaurus’un bayındırlık memurluğu sırasında inşa ettirdiğidir, ahşap tiyatrodur. Yaşlı Plinius’a göre sahne binası (scaenae frons) üç katlı idi ve alt kat mermer (muhtemelen kaplama), orta kat cam (muhtemelen mozaik), üst kat ise yaldızlı ahşaptan inşa edilmişti. Ayrıca aralarında 3000 tunç heykelin bulunduğu 360 sütundan ve 80 bin izleyici kapasitesinden bahsetmektedir. M.Ö. 55’te ise Pompeius tarafından Mitylene tiyatrosu örnek alınarak Roma’nın ilk taş tiyatrosu Campus Martius’da inşa edildi. Pompeius döneminden sonra diğer bir taş tiyatro, Caesar döneminde (M.Ö. 46-44) başlanıp, Augustus döneminde tamamlanan Marcellus Tiyatrosu’dur. Alt katı Dor orta katı İon ve üst katı Korinth düzeninde sütunlar ile bezenmiştir.

Roma dışındaki şehirlerde taştan inşa edilmiş daimi tiyatrolar daha önce ortaya çıkmaya başlamıştır. M.Ö. 2. yüzyılın ortasına ait olan Gabii’deki gibi bazıları tapınak kompleksinin bir parçasıydılar ve ana işlevleri, tapınmayla ilgili müzikli ve danslı törenlerin sunum yeriydi. Bir diğeri ise Sulla döneminde (M.Ö. 82-79) inşa edilmiş Pompeii’deki Küçük Tiyatro’dur. Bu tiyatro herhangi dini bir işlev üstlenmeyen bir kamu yapısıydı. Dikdörtgen planlı bir yapıdır ve üzeri muhtemelen çatı ile kapatılmıştı. Plan olarak Milet ve Atina Bouleterion’unu hatırlatan bu yapının orchestrası ve scanae ile auditoriumun bir bütün oluşuyla Roma karakteri göstermektedir.

Esir alınan bazı Grek askerleri sayesinde Yunan Tiyatrosu,Roma’da tanınmaya başlandı. Çünkü bu askerler, Euripides’in eserlerini okuyabiliyorlardı. Ancak Roma Tiyatrosu’nun kaynağı da şenliklere gidiyordu. Arvales denilen din adamlarıyla birlikte çiftçi ve çobanlardan kurulu bir topluluk ekin dönemlerinde tarım tanrıçası “Demeter” adına törenler düzenlerlerdi. Ekin kalktıktan sonra başlayan düğünlerde dansların yanı sıra, FESCENNİUM ezgileri söylenir, dans edilirdi. Bu ezgilerin dramatik bir önemi yoktu ancak oyunların kurulmasında etkili oldu. Fescennium ezgileri halk tarafından oynanan gülünç oyunlarla birleşince SATURA adı verilen kaba çizgili kısa güldürüler ortaya çıktı. SATURA ilk kez, İ.Ö. 364 yılında Roma’da düzenlenen oyunlarda oynandı. İ.Ö. 240 yılından itibaren de Roma oyun alanında düzenli olarak tragedya ve komedyalar oynanmaya başlandı. İ.Ö. 220 tarihlerinden itibaren LUDİ PLEBEİ yani halk gösterileri düzenlenmeye başlandı. Önceleri yılda 4 kez,Nisan,Temmuz,Eylül,Kasım aylarında düzenlenen Ludi Şenlikleri daha sonraları hemen her fırsatta ( düğün,zafer,cenaze vb.) düzenlenir oldu. Roma senatörlerinin tiyatroyu yasaklamak istemelerine karşın İ.S. IV.yy.da bu gösteriler yılda 170’e çıktı.