Yunan Mitolojisinde Tufan

Kategori: (Yunan Mitolojisi) Yazan: admin, 24-02-2009

Etiketler : , , , , , , , , , , , , ,

Pandora’nın yaratılması ve yeryüzüne gönderilmesinden sonra, insan soyu çoğalmaya başlar. Beraberinde kötülüklerde çoğalır. İnsanlar tanrılara yüz çevirirler. Zeus, insan ırkını suyla yok etmeye karar verir. Islak kanatlı yelleri sarar ortaya, ırmaklar, dereler, hızla ağaçları, hayvanları, insanları, evleri sürükler. Denizler birbirine karışır. Sonunda tanrı sakinleşince bir kayıktaki kadınla erkeği fark eder; Prometheus’un oğlu Deukalion’nu ve Epimetheus’la Pandoranın kızı Pyrrha’yı tanır. Onları Parnassos’a, su yüzeyinde görülen tek dağa yönlendirir. İkisi de, tanrılara şükrederler. Themis onlara, annelerinin kemiklerini alıp omuzlarının üzerinden atmalarını söyler. Deukalion, bu sözlerden anladığı; her şeyin anası olan yerin kemiklerinden, taşların kastedildiğini anlar. Deukalionun attığı taşlardan erkekler Pyrrha’nın attıklarından kadınlar türer.

* * *

Olympos tanrılarının kuvvet ve kudretine karşılık Prometheus’da kurnazlık ve zeka vardı. Titanların meşhur isyanları sırasında tarafsızlığını muhafaza etmiş ve baş kaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus’un gözüne girmeyi başardı. Zeus onu Olympos’a ölmezler arasına aldı. Oysa o Zeus ve arkadaşlarına karşı kalbinde kin besliyordu. Bu nedenle Tanrıları inkar edecek, hiçe sayacak, işleyeceği kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak, dünyanın başına bela olacak bir mahluku insanı yaratarak dedelerinin öcünü almayı planladı.

Prometheus’un ilk insanı su ile değil kendi gözyaşı ile yoğurduğu balçıktan yarattığı söylenir. İnsan belki de bu yüzden tabiatın en aciz mahlukuydu, kendisini koruyacak hiçbir şeyi yoktu. Fil gibi kuvvetli hortumu, aslan gibi pençesi, kuş gibi kanadı, at gibi koşacak bacakları yoktu. Daha doğuştan ıstırap ve üzüntüler yakasına yapışıyordu. İlk insanlar çiğ meyveler ve kanlı etlerle besleniyordu, güneşsiz oyuklarda barınıyor, sürünerek girdiği mağaralarda geceyi geçiriyorlardı. Yarattığı mahluklara acıyan Prometheus onları vahşi hayvanlardan korumak ve toprağı sürmeye yarayacak aletler elde etmek için madenleri işlemeyi öğretmek ve ateşi vermeyi düşündü.

İçi baştan başa oyuk fakat tutuşabilir bir özle kaplı olan Ferule’den (Şeytantersi Ağacı) bir dal aldı ve Lemnos Adasına gitti. Hephaistos’un (Ateş Tanrısı) alevler saçan ocağından kızgın bir kıvılcım çaldı. Elindeki sopanın özünün içine sakladı, kendisi de bir siyah bir de beyaz atın arasında tutunarak görünmeden kaçmayı başardı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara götürdü. Derler ki o günden sonra ateş (akıl) beyaz ve siyahın enerjisini almıştır, onunla aydınlık da yaratılır karanlık da.

O günden sonra insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar. Yiyecekleri pişiriyor, soğuk havalarda ısınıyor, karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak aydınlanıyorlardı. Zamanla zavallılıklarını unutarak, kendilerini tanrılarla eşit görmeye başladılar. Zeus bunların olacağını bildiğinden insanlığı kutsal ateşten mahrum bırakmıştı. Kendi haberi olmadan ateşi çalan ve insanları şımartan Prometheus’a çok kızdı ve onu Kafkas Dağlarının en yalçın tepesine gönderdi. Hephaistos’u (Yanardağların, ateşin, sanayinin tanrısı/ Aphrodite’in eşi) çağırarak bu saygısız Titan’ı bir kayaya çaktırdı. İlahi demirci istemeyerek de olsa Zeus’a boyun eğdi.

- Ey Prometheus dedi. Bu çekiçleri ve bu zincirleri görüyor musun? Bunlar senin bahtsızlığını ve benim sonsuz üzüntümü hazırlayacaklar. Seni bu vahşi kayaya çivileyeceğim.Artık sen buradan hiç insan sesi işitmeyeceksin, teselli ve acımak sana yüzünü göstermeyecek, güneşin kızgın ışınlarıyla kuruyarak vücut çiçeğin solacak. Çok sonra gece yıldızlı mantosunun altında geldiğinde sen kalbinde bitmez acılar bulunan bir keder nöbetçisi, bu korkunç yerde, hiç dinlenmeden, uyku nedir bilmeden, dizlerini bükmeden yalnız başına kalacaksın. İniltilerini insafsız kayalardan başka duyan olmayacak. Boş yere feryat edeceksin.

Bunları söyleyen Hephaistos bahtsız Prometheus’un ayaklarına, kollarına kırılmaz zinciri geçirdi, sağlam kayaya çaktı. Bununla da bitmedi. Her sabah kocaman bir kartal geliyor ve süzülüp Prometheus’un ciğerlerini yiyordu. Sivri tırnaklarını göğsüne batırıyor, ciğerini didikliyordu. Akşama kadar onun yediği ciğer, gece sabaha kadar tekrar eski haline geliyor ve işkence aynen devam ediyordu. Bu işkence 30 sene sürdü, sonra Zeus onu affetti ve ölmezler arasına aldı.

Başka bir mite göre de Prometheus heykel yapmasını bilen bir Titan’dı. sadece bir insan değil birçok adamlar yapmış ve onlara can vermişti. Atölyesinde kollar, bacaklar, gövdeler, kafalar, kalpler yapıp, birbirine ekleyerek tamamladığı heykelleri raflara diziyordu. O sırada Dionysos (Şarap Tanrısı) atölyeye geldi, çok çalıştın yoruldun, biraz dinlenip içelim dedi. Prometheus atölyesine döndüğünde sarhoştu. Bu yüzden bazı hatalar yaptı, küçük bir gövdeye koca bir baş, iri bir gövdeye ait olan kolları küçük bir gövdeye taktı. Derler ki hayatta koca başların, uzun bacakların, düzensiz vücutların sebebi de Prometheus’un sarhoş anlarıdır.

Yunanlılara göre Prometheus sadece erkekleri yaratmıştı. Kadın o devirde mevcut değildi. İnsanların ömürleri güzel geçiyor, neşe içinde yaşıyor, huzur içinde ölüyorlardı. Ne zamanki ateşi elde ettiler, gururlanıp Tanrılığa soyundular. Madenleri eritip silahlar yaptılar, birbirlerini boğazladılar, Prometheus’un verdiği seytani zekayla erdemlerini kaybedip, kabalaştılar, bütün iyi huyları kalplerinden kovdular. Manevi bir sefalete düştüler. Eğer Prometheus aklın sembolü olan ilahi ateşi Tanrılardan çalıp insanlara vermeseydi, bu mahluk bu kadar sefil olmayacaktı.(Belki akla ikna olup aşkı üzenler Tarkan’ın şarkısındaki gibi o zaman da akıl değil huzur istemeliydiler kim bilir!) Prometheus’un kurnazlıkla çaldığı akıl onları şımartınca Zeus yalnız erkeklerden ibaret olan bu yüzsüz ve terbiyesiz mahlukların başına bela olarak kadını gönderdi. Zeus usta bir Tanrı olan Hephaistos’u çağırdı ve ona kadını yaratmasını emretti. Hephaistos balçığı su ile yoğurdu ve eşi Aphrodite’i model alarak ilk bakirenin vücudunu yaptı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine Prometheus’un çaldığı ateşten bir kıvılcım koydu. Bütün tanrı ve tanrıçalar ona bir şeyler armağan etti ve ona Pandora (bütün armağan) ismini verdiler. Aphrodite güzellik, Hermes hıyanet ve aldatıcı sözler, Zeus da esrarlı bir kutu armağan etti ve ona bu kutuyu asla açmamasını söyledi. Zeus Pandora’yı Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a hediye olarak gönderdi. Her ne kadar Prometheus kardeşine Zeus’tan gelen hiçbir hediyeyi kabul etmemesini söylediyse de Pandora’nın güzelliğine hayran olan Epimetheus onu alıp insanların arasına götürdü. Pandora dünyaya gelir gelmez sabırsızlık ve merakla “Acaba kutunun içinde ne var?” diyerek kapağını açtı. Kutunun içinden hastalık, keder, yalan, riya, şehvet, insanların felaketini hazırlayan ne varsa fırlayıp kuşlar gibi uçuşarak dünyaya yayıldı. Pandora hatasını anlayıp kutuyu kapattı ama geç kalmıştı, bu arada insanları yaşatacak, teselli edecek “ümit” de kutunun içinde kapalı kaldı. Zeus ilk kadınla birlikte tüm fenalık ve ıstırapları da dünyaya göndermişti.

Buna rağmen Zeus’un kini sönmedi. Bir tufan çıkararak insanları boğarak öldürmek istedi. Fakat kurnaz Prometheus bir kayık yaparak kendi oğlu olan 1 erkek (Deukalion/ dindar insan) ve 1 dişiyi (Sofi /dişil enerji, insanlığın ulaşabileceği son nokta, 7.mertebe/Zeus’un Meliades perilerinden olma kızı olduğu söyleniyor.) bu kayıkta saklayıp tufandan kurtardı. Derler ki tufandan kurtulan Deukalion Zeus’a bir kurban kesmiş, o da kendisine yalvaran bu dindarı ve eşi olan öz kızını affetmiş ve ilk adağını yerine getireceğini söylemiştir. Deukalion insanlığın tekrar yaratılmasını istedi. Zeus Themis’i (adalet tanrıçası) çağırdı. Themis “başınıza birer örtü sarınız, kemerlerinizi çözünüz ve yerden aldığınız taşları arkanıza atınız” dedi. Deukalion’un attığı taşlar erkeklere, Sofi’nin attıkları ise kadınlara dönüştü. Onlar 2. defa taştan yaratıldıklarından her şeye katlandılar. İşte Prometheus ve insanlığın masalı…

Masallar ,
Evrensel ve sonsuz, yersiz yurtsuz ve
Sahiplenilemeyen,
İnandığınız sürece olan…
En cesur, en ümitli zamanlarımız değil miydi
Çocukluğumuz?
Unuttuk, uzaklaştık,
Büyüdük!
Oysa hep yanımızda değil mi?
Periler, cadılar, kurnaz tilkiler, hain kurtlar,
Şaşkın kargalar, haramiler, krallar, kraliçeler,
Prensler,prensesler…
Herkesin her şeyin masalı yok mu?
Birinin masalıdır belki aslolan yaşam da!
Biz de o masalın kahramanları…
Ancak masallara inananların bildiği gibi,
Tüm masalların ortak yönü sonucudur!

Yunan Mitolojisinde Titanlar

Kategori: (Yunan Mitolojisi) Yazan: admin, 08-01-2009

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , ,

[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Titan’lar

Tanrılar oluşmuş varlıklardır, doğal olarak oluşumlarının bir tarihi vardır. Bu tarih içinde Titan’lar yaratıcı evrensel güçle tanrılar arasında bir geçiş yeri oluştururlar. Titanlar eski tanrılardır, iri ve güçlü varlıklardır. Önceleri onlar egemendiler. En önemlileri Kronos’tu. Oğlu Zeus yönetimi ele alana kadar tüm tanrıların başında o bulundu. Okeanos ya da evreni çevreleyen ırmak; karısı Tethys; güneşin ve ayın babası Hypeiron; belleği simgeleyen Mnemosyne adaleti simgeleyen Themis; dikkati simgeleyen İapetos; dünyayı omuzlarında tutan Atlas; insan türünün kurtarıcısı Prometheus başlıca titanlardır. Bunlar yönetimin Zeus’a geçişiyle silinip gitmediler, ikincil bir yer tutarak varlıklarını sürdürdüler. Belki de gittikçe karmaşıklaşan, yönetilmesi gittikçe zor olan bir dünyada onların birincil bir yer tutması olanaksızdı. Titanlar arasında sonradan en çok Prometheus önemsenmiştir. Prometheus tanrılılardan tiksiniyordu. Bilinç simgesi olan ateşi tanrılardan çalıp insana armağan etmiş, insana insanlığını kazandırmıştı. Bunu yaparken Zeus’la kötü olmayı bile göze almıştı. “Prometheus insanlık tarihinin ilk azizi, ilk kahramanıdır” der Marx. Zeus elbette tanrılığın insana geçmesini hoş karşılamayacaktı. Prometheus’u bir dağın tepesinde zincire vurdular. Bir kartal onun karaciğerini durmadan yiyordu, ne var ki karaciğer tükenmek bilmiyordu. Prometheus’u bu sonsuz acıdan kurtaran Herakles oldu. Güçlülüğün simgesi kahraman Herakles kartalı öldürdü ve Prometheus’un sonsuz cezasına son verdi.

Bacchanalia – Bacchus (gr.Dionysos) adına dinsel ayin bayram

Kategori: (Roma Mitolojisi) Yazan: admin, 17-11-2008

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , ,

[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]

Bacchanalia:
Roma’nın M.ö. 496 yılında yaşadığı kıtlık sonucu Sibylla kitaplarına danışılarak Roma’ya getirdikleri kutsal üçlü den tanrı Bacchus (gr.Dionysos) adına yapılan dinsel ayin ve bayramlara verilen ad,(gr.orgia).

“Uzaklardan, yosunlardan Minos’un kızı hüzünlü gözlerle, Bacchus şenliğinde taş kesilmiş bir heykel gibi , ona bakar..”

Damascius(123 vd), Zeus’un öldürdüğü Titanların küllerinden insan ırkı doğar. Titanlar kötülüğün temsilidir. Ama tanrı soyludur.Titan’ların külünden yaratılan insan Hem tanrısallıktan hem de kötülükten pay aldığı için ikili bir doğaya sahiptir.Ruhunda hem iyilik hem kötülük barındırır.

Orpheus’çu öğretinin de temeli sayılabilecek bu öğretide; günahlarının kefareti için dünyaya gelen insan, kötü(Titan) yanından kurtulabilirse, özgürlüğüne kavuşacak, tanrı ile bir olma şansını elde edecektir. Bu şans Bacchus’çu ayinlere katılıp ruhu arındırarak mümkün olacaktır.

Bacchus adına düzenlenen her kutlamada ; bacchus’un etrafında ki doğanın ruhları kabul edilen dostları canlandırılır.Tanrıdan esinlenip mistik bir delilik halinde çığlıklar atarak kırlarda dolaşan bacchalar(mainaslar) ,törenlere katılan kadınlar tarafından canlandırılırdı .Kadınlar çıplak bedenlerini Nebris ile örtüp başlarına sarmaşıktan taçlar takarlardı. Bir ellerinde thyrsos öteki ellerinde kantharoslarla dolaşırlardı. Çift borulu flütlerin ezgileri ve teflerden yayılan seslerle dans ederlerdi.

Roma’da önceleri gizli kutlanan Bacchanalia törenlerinde genellikle et ve şaraptan oluşan ziyafetle başlanır , şarabın etkisiyle her çeşitten ilkel kötülükler ve aşırılıklar gün ışığına çıkardı . Genç kızlar ve genç erkekler alkolün de etkisiyle kendilerinden geçerek, davulların ve zillerin çıkardığı garip müzikle birlikte tüm ahlaki değerlerini bir yana bırakırdı.

Livius’a göre (39,8 vd.) Roma’daki Bacchusçu ayinler ilk önceleri kadınlar için düzenlenirdi. Zamanla ritüeller erkekleri de cezbetti. Erkekler de taraftar toplamaya başladı./(25,1,6-8). Kamu yerlerinde, Forumda , Capitolium’da, ataların töresine hiç uygun olmayan tarzda dualar eden ve kurbanlar kesen kadınlardan oluşan kalabalık gruplar görülmüştür. Rahipler ve kahinler, kadınların ve erkeklerin kafasını bulandırmıştı.

Başlangıçta bu törenlere sadece kadınlar katılabiliyordu. Campanialı bir kadın olan Pacula Anna bu geleneği bozarak erkeklerinde dine katılmasını ve törenlerin gündüzden geceye alınmasını sağladı.Böylece yaşanan ahlaksızlıklar iki katına çıktı(Liv. 39.13). Livius’a göre: Bu törenlere engel olmak isteyen kişiler hedef olarak seçildiler. Törenlere katılanların soysuz davranışları, taşkınlıkları arttı. Sahte tanıklıklar , kalpazanlıklar, sahte mühürler çığırdan çıktı. Artarak yayılan bacchanalia ritüellerine; cinayetler, çocuk tecavüzleri vb. olaylarında eklenmesi üzerine; M.ö 186 yılında alınan Senatus kararı(Senatus Consultum De Bacchanalibus) ile Bacchanalia yasaklandı. Kararın latince aslı ve çevirisi şöyledir:

“Q. MARCIUS L.F.,SP.POSTUMIUS L.F.COS. SENATUM CONSOLUERUNT NONIS OCTOB. APUD AEDEM DUELONAI. SCRIBENDO ADFUERUNT* M.CLAUDIUS M.F., L. VALERIUS P.F., Q. MINUCIUS C.F. DE BACCHANALIBUS* QUI* FOEDERATI* ESSENT*,ITA EXDICENDUM* CENSUERE: NEQUIS* EORUM BACCHANAL* HABUISSE* VELLET*; SI* QUES ESSENT*, QUI* SIBI* DICERENT* NECESUS ESSE* BACCHANAL* HABERE, EIS* UTI* AD PRAETOREM* URBANUM ROMAM VENIRENT, DEQUE EIS* REBUS, UBI* EORUM VERBA AUDITA ESSENT*, UTI* SENATUS NOSTER DECERNERET, DUM NE MINUS SENATORIBUS C ADESSENT* QUOM EA RES COSOLORETUR*. BACAS VIR NEQUIS ADISSE* VELLET* CIVIS* ROMANUS NEVE NOMINIS LATINI NEVE SOCIUM QUISQUAM, NISI* PRAETOREM* URBANUM ADISSENT*, ISQUE DE SENATUS* SENTENTIA*, DUM NE MINUS SENATORIBUS C ADESSENT* QUOM EA RES COSOLORETUR, IUSSISSENT*. CENSUERE. SACERDOS NEQUIS VIR ESSET*; MAGISTER NEQUE VIR NEQUE MULIER QUISQUAM ESSET*. NEVE PECUNIAM QUISQUAM EORUM COMMUNEM* HABUISSE* VELLET*; NEVE MAGISTRATUM NEVE PRO MAGISTRATU*, NEQUE VIRUM NEQUE MULIEREM QUIQUAM FECISSE* VELLET*. NEVE POST HAC INTER SED CONIURASSE* NEVE COMMOVISSE* NEVE CONSPONDISSE* NEVE COMPROMISISSE* VELLET*. NEVE QUISQUAM FIDEM INTER SED DEDISSE* VELLET*. SACRA IN OQUOLDOT NE QUISQUAM FECISSE* VELLET*; NEVE IN PUBLICO* NEVE IN PRIVATO* NEVE EXTRA* URBEM SACRA QUISQUAM FECISSE* VELLET* NISI* PRAETOREM* URBANUM ADIESET, ISQUE DE SENATUS* SENTENTIA*, DUM NE MINUS SENATORIBUS C ADESSENT* QUOM EA RES COSOLORETUR, IUSSISSENT*. CENSUERE. HOMINES PLUS* V OINUORSI* VIRI* ATQUE MULIERES SACRA NE QUISQUAM FECISSE* VELLET*, NEVE INTER IBI* VIRI* PLUS* DUOBUS, MULIERIBUS PLUS* TRIBUS ADFUISE* VELLET* NISI* DE PRAETORIS* URBANI SENATUSQUE* SENTENTIA*, UTI* SUPRA* SCRIPTUM EST. HAICE UTI* IN CONVENTIONI* EXDICATIS* NE MINUS TRINUM NUNDIUM*, SENATUSQUE* SENTENTIAM UTI* SCIENTES ESSETIS*, -EORUM SENTENTIA ITA FUIT: ‘SI* QUES ESSENT*, QUI* ADVERSUM* EAD FECISSENT*, QUAM SUPRA* SCRIPTUM EST, IIS* REM CAPITALEM* FACIENDAM CENSUERE’ -ATQUE UTI* HOCE IN TABULAM* AHENAM INCIDERETIS*, ITA SENATUS AIQUOM CENSUIT, UTIQUE* EAM FIGER IUBEATIS*, UBI* FACILUMED GNOSCIER POTISIT ATQUE UTI* EA BACCHANALIA*, SI* QUA SUNT, EXTRA* QUAM SI* QUID IBI* SACRI EST, ITA UTI* SUPRA* SCRIPTUM EST, IN DIEBUS X, QUIBUS VOBIS* TABULAE* DATAE* ERUNT, FACIATIS UTI * DISMOTA SIENT. -IN AGRO TEURANO.”

“Consullar Lucius oğlu Quintus Marcius ve Lucius oğlu Spurius Postumius Bellona tapınağında 7 Ekim’de , Senatus’la bir toplantı yaptılar.Aşağıdaki bildirinin kaydedilmesinde, Marcus oğlu Marcus Cladius, Publius oğlu Lucius Valerius ve Gaius oğlu Quintus Minucius da hazır bulundular. Bacchanalia’ya ilişkin olarak, Senatorlar Roma’nın müttefiki konumunda olanlara ilişkin yasaklama kararını aldılar:

Onların hiçbiri evinde Bacchusçu tören düzenlemeye kalkışmayacaklardır. Biri çıkıp onlar için Bacchanalia düzenlenmesinin zorunlu olduğunu ileri sürerse, Romadaki Praetor Urbanus’un huzuruna çıkmalıdır.Bu kişinin önerileri dinlendikten sonra, Senatusumuz bu konulara ilişkin son kararını verecektir. Bu konunun tartışılması sırasında en aza yüz Senatorun hazır bulunması gerekir.Hiç kimse ister Roma yurttaşı olsun, ister Latin ya da müttefiklerden biri, Praetor Urbanus’un huzuruna çıkmadan bir Bacchus tapınıcısı kadınla temasa geçmeyecektir. Praetor Urbanus Senatus’un önerisi doğrultusunda bu konuya ilişkin kararını bildirecektir.Bu konunun tartışılması sırasında en az yüz Senator hazır bulunması gerekir. Senatus bu kararı almıştır.

Hiçbir erkek rahip olmasın. Hiç bir erkeğin ya da kadının rahip yardımcısı olmasına izin verilmesin. Hiçkimse kamu hazinesinden harcama yapmasın. Hiçkimse ne bir erkeği ne de bir kadını rahiip yardımcısı ya da vekili kılmasın. Karşılıklı yeminler, adaklar, ciddi vaatler ya da birbirine söz vermeler konusunda ant içmeye kalkışmasınlar ya da aralarında bir inanç birliği yaratmay çalışmasınlar. Hiçkimse kült törenlerini gizlice uygulamaya girişmesin. Hiçkimse kamuya açık , özel ya da kent dışında, Praetor Urbanus’un huzuruna çıkmadıkça, bu kült törenlerini gerçekleştirmeye kalkışmasın. Praetor Urbanus Senatus’un önerisi doğrultusunda bu knuya ilişkin kararını bildirecektir.Bu konunun tartışılması sırasında en az yüz Senator’un hazır bulunması gerekir. Senatus bu kararı almıştır.

Hiçkimse bu kült törenlerini kadınlı erkekli beş katılımcıdan daha fazla kişiyle kutlamasın. Katılımcılar olarak tören yapmak isteyenlerin sayısı, yukarıda belirtildiği gibi , Praetor Urbanus ve Senatus’un izni olmadıkça, iki erkek ve üç kadından daha fazla olmamalıdır.

Yürürlüğe girmeden en az üç gün önce bu kararlar kamuya açık olarak yapılan bir toplantıda beyan edilmelidir. Senatus’un kararından tam anlamıyla heberdar olunmak istenirse, Senatus’un kararı aşağıdaki gibidir: ‘Yukarıda bildirilen kısıtlamalara karşı hareket edecekler varsa , kendilerine en ağır cezaların verileceğini bilsinler.’ Bu bronz bir levhaya kaydedilecektir; çünkü Senatus bunun böyle olmasını uygun görmüştür. Bu levha da kolayca okunabilecek bir yere asılmalıdır. Bu bildirinin size ulaşmasından sonra on gün içinde Bacchusçu tapım yerlerini belirlemelisiniz. Eğer yaşadığınız bölgelerde bunlardan biri varsa, yukarıda kaydedildiği gibi, içlerinde kendi dinimize ilişkin kutsal birşey yoksa, yok edilmelidir.”

Kararın ardından Romalı yetkililerin başarılı çalışmaları ile yedi bine yakın kişi yakalanmıştır. Davaları bir ay kadar sürdükten sonra bir kısmı mahkûm edilmiş, bir kısmı öldürülmüştür.