Amazonlar – Anadolu’nun Mitolojik Kadın Savaşçıları

Kategori: (Yunan Mitolojisi) Yazan: admin, 05-12-2008

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , ,

Mitolojik Kadın Savaşçıları

Aralarına asla almayan Amazonlar’ın efsanesi, Anadolu’nun en önemli söylenceleri arasında yer alıyor. Tarihin babası sayılan Bodrumlu Herodotos’tan, destanları ile ünlü İzmirli ’a kadar birçok kaynakta adı geçen bu savaşçı kadınların at binmedeki yetenekleri ise dillere

Amazonlarla ile ilgili bilgilerin çoğu, bu savaşçı kadınların Anadolu’nun kuzeyinde; Ordu yakınlarındaki Terme «ayı civarında, Themiskyra adlı kentte yaşadıkları yönünde toplanıyor. Yüzyıllardır merak konusu olan Amazonlar oldukça ilginç bir topluluk. En önemli özellikleri en az erkekler kadar hatta efsanelere göre erkeklerden çok daha iyi savaşmaları olmuş. Bu yiğit kadınların, güzelliklerinin yanı sıra; çevik, hızlı ve disiplinli olmaları da onları diğer kavimlerden ayıran özellikler arasında sayılmış. Özellikle at binme konusundaki yetenekleri ve at üstünde kazandıkları savaşların ünü, çok kısa zamanda tüm Anadolu’ya hatta komşu ülkelere yayılmış. Babaları tanrısı ’ten aldıkları iyi savaşma özelliğinin yanı sıra; anneleri, uyumu ve barışı simgeleyen ’dan aldıkları barışı sağlama ve koruma bilinçleri ile kendilerine haklı bir ün yapmışlar.

Agamemnon

Kategori: (Mitoloji) Yazan: admin, 05-12-2008

Etiketler : , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Agamemnon ’unda tektir, eşsiz bir tiptir, yalnız İlyada’da değil, boyunca onun simgelediği kavramı onun kadar etkin ve belirgin niteliklerle canlandıran başka bir kişi yoktur. Agamemnon kraldır, kralıdır, her biri bir bölgenin yönetimini elinde tutan birçok derebeylerinin başında, onları ordularıyla birlikte yöneten başkomutandır. Buyruğuna tek bu kurultayda da başlıca kural danışmadır. mythos’u tanrısı Zeus’un üstünde, ondan üstün bir bulunduğunu gösterdiği gibi, krallar kralı Agamemnon’un kişiliğinde de krallığın erdemlerini, hem de eksik ve zayıf yönlerini önümüze serer. Bu bakımdan destana olduğu kadar, tragedyaya da esin konusu olmuştur Agamemnon.

İlyada’nın üçüncü bölümünde Helene surların üstüne dizilmiş, alanına bakan Troyalı ihtiyarlara en başta eski eniştesi Agamemnon’u “hem iyi bir , hem güçlü bir savaşçı” olarak tanıtır. Agamemnon’un krallık yetkisi Zeus’tan gelmiştir. Homeros onun asasının, değneğinin tarihçesini çizerken (İl. II, 100vd.), soyunu Pelops’a kadar götürür, başka bir koluna göre Agamemnın’un ilk atası Tantalos’tu.(Tab. 14 ve 15). İlyada’da Pelops oğullarının kan davasından söz edilmez, krallık normal yoldan Pelops’tan Atreus’a, Atreus’tan ’e ve ondan Agamemnon’a akarılır; Atreus ile arasındaki kardeş düşmanlığı ve onun sonucunda işlenen korkunç suçlar daha çok tragedyaya konu olmuştur (Atreus). Ama Agamemnon’u bir krala özgü bütün nitelikleriyle canlandırır. Bu kral portresi üstünde durmaya değer.

İlyada’nın konusu, Agamemnon ile Akhilleus arasındaki kavga Agamemnon yüzünden kopar. Ve bu kavgada krallar kralının tutumu, karakteri ve kişiliği bütün açıklığıyla ortaya serilir. Agamemnon kraldır ve her kral gibi kendi çıkarını, istek ve buyruklarını emrindeki insanlarınkinden üstün görmekte ve bu inanışa göre davranmaktadır. Tutsağı Khryseis’i geri vermek istememesi, vermek zorunda kalınca Akhilleus’unkini almakta hiçbir sakınca görmemesi kavganın asıl nedenidir. Bu olayda karşısına çıkan kim olursa olsun paylar, tersler, hiç sayar (İl. I, 102 vd.)
…Kalktı hırslaGücü yaygın Agamemnon, yiğit Atreus oğlu,kapkara bir öfkeyle doluydu yüreği,yanıyordu iki gözüm yalım yalım…

Apollon’un Akha’lara gönderdiği salgının nedenini bilen Kalkhas bu öfke karşısında çekinir gerçeği söylemeye (İl. I, 78 vd.).
Kızdıracağım biliyorum Akha’ların saydığı adamı,o adamın bütün Argos’lulara her yerde sözü geçer.Kral azgın olur kızınca çok ayak takımından birine,bir zaman öfkesini yenerse de, unutamaz kinini,dışarı vurana dek taşır yüreğince onu.

Ama Agamemnon ne Kalkhas’ı dinler, ne de onun sözlerine uyulmazsını salık veren Akhilleus’u, bildiğini yapar. Bu davranışı tepki uyandırır. Tepkinin, yalnız kavgaya tutuştuğu Akhilleus’tan gelmemesi, ordunun alt tabakasını, simgeleye bir askerin de kralı en ağır sözlerle kınaması dikkat çeker. Halkın yöneticisini eleştirmesi dünya yazınında ilk kez görülmektedir burada. Bu eleştiri Akhilleus’un ağzından şöyle dile gelir.

“Ey doymak bilmez adam… Seni gidi edepsiz, çıkarına düşkün yürek… Seni şarap fıçısı, seni it gölü, seni geyik yürekli… Halkını kemiren bir kralsın sen.” (İl. I, 122, vd.).

Ama yiğidin sözlerinde daha da şaşırtıcıdır Thersites’in, halktan bir adamın kralı kınaması (Thersites). Bu eleştiri yalnız kral değil, feodal Akha düzeninin tümünü kapsamaktadır (İl. II, 225 vd.).
Gene mi bir isteğin var, Atreus oğlu?Barakaların tunçla, kadınla dolu.Bir şehri alır almaz biz Akha’laronları sana verdiydik ilk peşin.Bir de altın mı istiyor canın şimdi?Tutup getirelim Troya’lılardan birini,gelsin babası kurtulmalık versin sana,altınla versin sana öyle mi?Taze bir kadın mı istiyorsun yoksa, düşüp kalkmaya,Bütün gözlerden uzakta, kapatmaya kendine?Başbuğusun, yakışık almaz Akha oğullarını yıkıma sürüklemen.Size diyorum Akha oğulları, hey,Akha oğulları denmez size artık,Akha kadınları demeli,sizi aşağılık herifler sizi,Hadi yurda dönelim gemilerimizle,tek başına bırakalım Troya’da onu,otursun payının üstüne.Yardım etmeyelim de görsün sonunu,Saygısızlık etti Akhilleus’a, en üstün yiğidimize,aldı payını yoksun bıraktı onu.Akhilleus’un içinde büyük bir kin yok gene de,hem gevşek davranmasaydı sana, Atreus oğlu, bu senin son küfrün olurdu ona.

Bu sorunu Akha ordusunun nasıl çözümlediği de ilginçtir. ’nın verdiği esinle Odysseus sıraları dolaşıp söyle yatıştırır herkesi (İl. II, 193 vd.):
…bilemezsin Atreus oğlunun niyeti ne?Akha oğullarını yokluyor şimdi o,ama ezecek yakında başlarını…Öfkelenip de Akha’lara yıkım getirmesin sakın,Zeus’un beslediği kralların amansızdır öfkesi… daha güçlüdür onlar senden.Sense savaştan anlamaz korkağın birisin.Ne kurultayda geçer sözün, ne savaşta geçer.Hem biz burada hepimiz kral değiliz ki.Her taraftan bir ses çıkarsa iyi olmaz, bir tek baş olmalı, bir tek kral.Kurnaz Kronis oğlu şu değnekle bütün yetkilerisize krallık etsin diye verdi Agamemnon’a!

Agamemnon gene de bir zorba olarak gösterilmez İlyada’da, aslında talihsiz bir adamdır: Akhilleus’u kırdığına bin pişman olur, barışmak için ödün vermeye hazırdır. Yiğidin olumsuz tepkisiyle karşılaştıktan sonra, bir daha aynı uysallığı gösterir ve özür dileyerek barışır (İl.XIX, 85 vd.). her davranışında sanki bir sakarlık vardır Agamemnon’un: Aulis’te avlanırken Artemis’i kızdırması, bu yüzden kızı İphigeneia’yı kurban etmek zorunda kalışı bu kralın hatalarını ne kadar pahalıya ödediğini gösterir (İphigeneia). Karısının ve onun aşığı olan kendi amcaoğlunun elinden öldürülmesi bile aynı yarı komik, yarı trajik kaderin belirtisidir (Klytaimstra, Aigisthos).

İlyada onun kahramanlıklarını ve öldürdüğü Troyalı yiğitlerin adıyla doludur, ama Agamemnon burada da tam başarılı değildir, ne savaşta bir Akhilleus ya da bir Aias olabilir, ne de kurultayda bir Nestor ya da Odysseus gibi üstün bir akıl gösterebilir. Onun kişiliğinde Homeros ve yolunu izleyen bütün ozanlar krallık kurumunun kusur ve eksikliklerini ortaya sermek istemişlerdir sanki.

Osiris Efsanesi – Eski Mısır Efsanesi

Kategori: (Efsaneler) Yazan: admin, 21-10-2008

Etiketler : , , , , , ,

Eski Mısır’da iyinin, gerçeğin tanrısı olup doğru yolu gösterendi. Bu maddi ve manevi iyinin temsilcisiyken, kardeşi de kötülüğün simgesiydi. efsanesinin bir açıklaması şöyleydi: O, Nil ırmağının tanrısıydı. Irmak taştığı anlarda toprakla (İsis’le) birleşti, ama ırmak çekildiği sırada onu kıskanan kuraklık devi (Seth ya da Thypon) tarafından öldürüldü. Çünkü toprakla taşkın ırmağın birleşmesindeki bolluk ve üretimin düşmanıydı Seth.
Başka bir açıklamada, Osiris buğday tanrısıydı. Bu tanrı yeryüzünü dolaştı ve bildiklerini Mısırlılara öğretti. Onu kıskanan kardeşi Seth, dönüşünde onu bir sandığa soktu ve sandığı çiviledi. Nil’e attı. İsi, bunu işitince onu aramaya koyuldu. Osiris’in bulunduğu sandık Suriye kıyısındaki Biblos’a geldi. Buranın kralı sandığa bir yer yaptı. İsis sandığın yerini öğrenip geldi, gövdeyi çıkardı, öptü, ağladı ve yas tuttu. Sonra sandığı bir gemiye bindirerek geri götürdü. Oğlunu görmeye gittiği için sandığı bıraktı. Ama onu Seth buldu ve ondört parçaya böldü. Parçaları dört bir yana savurdu. İsi bulabildiği parçaları topladı, gömdü, bulamadıklarının da bir heykelini yaptı. Osiris’in erkeklik organını balıklar yemişti, İsis onun da heykelini yaptı. Apis denilen kutsal boğa Osiris’e adandı ve en iyi tarım yardımcısı olan bu hayvana Eski Mısır’da tanrı gibi tapıldı. Bir inanca göre de, İsis kanadıyla çamuru temizledi ve Osiris’i canlandırdı.

İsis Efsanesi – Eski Mısır Efsanesi

Kategori: (Efsaneler) Yazan: admin, 21-10-2008

Etiketler : , , , , , , , , , , , ,

Aslında bir olan İsis, İsa’dan sonraki yüzyıllarda - Roma dünyasına gitmiş ve kişiliğinde birçok dişi tanrıları toplayarak bir süre tek olarak tapım görmüştür.

Mısır efsanesine göre İsis ’in kız kardeşi ve karısı, güneş tanrı ’un anasıdır. Karanlıklar tanrısı Set (Yun. Thypon) Osiris’i öldürünce İsis kocasını aramaya çıkar, bulur ve oğluna öcünü aldırtır (Osiris). Bu işe Yunan myhtos’unda mevsimleri simgeleyen Adonis – Attis ya da – Kore efsaneleri arasında benzerlik olduğu gibi, başında ay taşıyan biçiminde imgelenen İsis’le İo arasında da bir ilişki kurulmuş, böylece zamanla İsis Yunen – Roma pantheonunda çok önemli bir yer almıştır. ’ın İskender’den sonra Roma’nın Augustus zamanında Mısır’a açılması, puta taparlığın son demlerinde tek tanrıya ve özellikle tek bir ana ve bereket tanrıçasına mistik bir eğilimin baş göstermesiyle İsis, tıpkı ana tanrıça tipini simgeleyen – Hekate ya da Kybele gibi, toprak, toprak ürünleri, deniz ve yeraltı ülkesine egemen olup yaşamla ölümü elinde tutan, ayrıca büyü yoluyla doğa güçlerini yöneten bir tanrıça oluvermiştir. İsis’e özellikle ’da tapınıldığı Efes ve ’da adını taşıyan tapınakların kalıntılarından da anlaşılmaktadır.